Kayıtlar

kısa etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Neden Borç Veremeyeceğim Hakkında

Sevgili Arkadaşım / Dostum / Akrabam, Öncelikle bana güvenip bu konuda bana geldiğin için teşekkür ederim. Senin için en iyisini dilediğimi bilmeni isterim. Ancak, içinde bulunduğum şartlar nedeniyle şu anda borç veremeyeceğimi üzülerek belirtmek zorundayım. Bu durumun seninle veya aramızdaki bağla hiçbir ilgisi yok. Kendi finansal düzenimi sürdürebilmek ve sorumluluklarımı yerine getirebilmek adına belirli prensiplere uymaya çalışıyorum. Daha önce edindiğim tecrübelerden, maddi konuların insan ilişkilerini zorlayabildiğini ve yanlış anlaşılmalara sebep olabildiğini öğrendim. Bu yüzden, böyle hassas konularda daha dikkatli olmaya özen gösteriyorum. Eğer başka bir şekilde yardımcı olabileceğim bir konu varsa, elimden geleni yapmaya hazırım. Belki alternatif çözümler bulabilir, farklı destek yolları düşünebiliriz. Senin zor bir süreçten geçtiğini anlıyorum ve yanında olduğumu bilmeni isterim. Bunu yanlış anlamayacağını ve ilişkimizin bundan etkilenmeyeceğini umuyorum. Hepimiz zaman zaman...

Zaman Mefhumunuzu Nasıl Ölçmek İsterdiniz

Resim
Saat tasarımları, zamanın akışının nasıl ifade edileceği sorusunu cevaplayarak şekillenir. Ne yazık ki günümüzde her anı, en hassas biçimde ölçmek durumundayız ve kolumuzda bir güneş saatiyle gezinmek pek pratik değil. Yine de yalnızca güneşin zamansal yörüngesi tarafından söylendiği kadarıyla yetinebilecek şanslı azınlıktan biriyseniz ya da bunun hayali sizin için anlamlıysa Yu Ishihara 'nın tasarımı ilginizi çekecektir. Tasarım, Seiko'nun şirket içi tasarımcıları, normal çalışmalarından farklı bir tarzda, saatlerin özünü derinlemesine keşfetmeye ve yenilikçi çıktılar üretmeye teşvik etmek için oluşturduğu Incredibly Specialized Watch Exhibition'ın 2024 ayağının bir parçası. Farklı bakış açılarının nasıl sonuçlar yarattığını merak ediyorsanız diğer altı tasarım da ilginizi çekebilir. 2025 için de güzel tasarımlar var ayrıca. Bu saat ilk bakışta sadece bir metal parçası gibi görünebilir. Ancak saat için günde -1,59 milisaniye veya yılda -0,58 saniye gibi yüksek bir hassas...

Mutlu Olma Sanatı ya da Dostum O Sevinci Yanlış Yaşıyorsun

Resim
Mutlu olma konusunda karşıt görüşte birinin fikirlerini okumanın bana iyi geleceğini düşünerek kitabın kendisi ve yazarı hakkında hiçbir bilgim olmadan, sadece ismine bakıp Arthur Schopenhauer'un Mutlu Olma Sanatı 'nı okudum. Kitabın arka kapağında ve ilk sayfalarında yazanları okuduğumda çoğu konuda yazarla çok paralel bir düşünce yapısına sahip olduğumu anladım. Kendimi çok uzun zamandır yeteri kadar mutlu değilmişim gibi hissediyor ve bu durumu düzeltmeye çalışıyordum. Meğer gerçekten de mutlu olmak o kadar da kolay değilmiş ve tam anlamıyla mutlu olamamamız o kadar da garipsenecek bir şey değilmiş. Aşağıda, kitaptan aldığım alıntılar yer alıyor. Altında doğrudan bir yazar/filozof ve kitap ismi olan sözler Schopenhauer'un yaptığı alıntılar. Birkaç küçük de anlamını bilmediğim şeyler hakkında yaptığım araştırma var, onları da yine bağlantılardan anlayabilirsiniz. En başta pozitif ve kusursuz bir mutluluğun imkansız olduğu önermesi yer alır; oysa sadece nispeten daha az ac...

anıl

Taşıması zor bir isimdir Anıl. Telaffuzu zordur, tanışırken içinde bulundurduğu sert ünlüler nedeniyle ilk izlenim olarak sert bir görüntü çizdirebilir. Sert ünlüleri yumuşatmaya kalksanız nereye kadar, en fazla sesinizin ayarını biraz daha kısabilirsiniz. Bu da anlaşılması / alışılması zor olan isminizin yanlış anlaşılmasına davetiye çıkarır. İsminizi iki kere tekrar ettiğiniz halde anlamayan kişilere sinir olup belli etmeme özelliğini küçük yaşlarda kazanmışsınızdır ve bu tiplerden size fayda gelmeyeceğini de bilirsiniz. Asla aynı tonlama tutturulamaz. İstediğiniz kadar pratik yapabilirsiniz ama her seferinde yepyeni bir anıl çıkar ağzınızdan. Anıl yeni bir isimdir. Her çevrede kabul görmemiştir. Üniversitedeki ilk günlerde edebiyat dersine giren şahıs tarafından: "ne o öyle saçma sapan isimler koyuyorlar çocuklara anıl filan" cümleciği kurulabilir ama siz alttan almasını bilirsiniz zaten devam zorunluluğu yoktur bu derste, ne olacaktır. Anıl tüm bunlara rağmen güzel bir is...

Kısa Film Fikir 33

Atmosfer: Bilgisayar başında genç kara yağız bir delikanlı çalışma sırasında uykuya dalıyor (ortamda aydınlatma yok, sadece monitörün ışığı, oda dağınık, yiyecek kalıntıları...) Giriş: Uyandığında kendini "işletim sisteminin (bu yazının orjinalinde bir özel isim bulunuyordu, ama çok değiştim ben Nejla)" içinde buluyor. Şaşırıyor, aslında şaşırma evresinden önce hiç bir şeye anlam verememe ve bön bön etrafa bakma aşamasını tamamlıyor. Çıkmaya çalışıyor, monitörün camına vuruyor (cama vurma sesi çıkar), nafile. İlk önce sıkıntılı sıkıntılı masaüstünde dolaşır (önce sağa, sonra sola). Sonra neden, bilgisayar simgesinin üstüne gider, girebileceğini zanneder, normal zeka düzeyine sahip herhangi başka birinin yapacağı davranışı gerçekleştirir, iki kere zıplar (kafasında bir sayı yoktur, eğer iki kere zıplamayla giremeseydi daha iyi bir şey aklına gelene kadar zıplayacaktı, buradaki efektler ışınlanmaya benzer). Giriş burada biter. Nerelere dallanabiliriz: - resimler dizinine girebi...

ESKİ KALENDER KALEMLER DÜKKÂNI

Yeni bir kalem aldığınızda onu denemek istersiniz hemen. Eve gidinceye kadar beklemeye yetecek kadar sabrınız yoksa elinizin iç kısmının kâğıt görevini üstlenmesini sağlayabilirsiniz. Bir yazıda okumuştum; keşke tam referans verebilsem ama isimleri hatırlayamam kolay kolay. Yeni biriyle tanıştığım zamanda bu durum tekrarlanır. O kişiyi yeniden gördüğümde nereli olduğu, mesleği gibi ikinci dereceden önemli bilgiler hemencecik aklıma gelir ama ismi dilimin ucundan öteye geçemez. Bahsettiğim yazıda gelişmiş ülkelerde dolmakalemin, gelişmekte olan ülkelerde ise tükenmez kalemin daha sık kullanıldığı söyleniyordu. Şu anda bu yazıyı dolmakalemle yazsam da, tükenmez kalemi daha sık kullanıyorum. Kalemlerde moda diye bir şey olurmuş. Ortaokul ve lise yıllarım boyunca tombow’ un siyah karizmatik kalemini kullandım. Birkaç tane vardı onlardan ama hepsini kaybettim. Evrenkente gelirken yeni bir kaleme ihtiyacım vardı. İlk önce faber castell in –şu anda adı aklıma gelmiyor, uzun bir silgisi vardı-...

ELMA

Elmayı tam otuz yedi ısırıkta bitirmişti. Böyle garip huyları yoktu ama bu kez ne olduysa böyle bir şey yapmıştı. Tam oyuz yedi ısırık. Bu bir dünya rekoru muydu, yoksa vasatın altı mı ondan da haberi yoktu. Herhangi bir amacı yoktu zaten bunu yaparken. Sadece ilk ısırıkta bir son ısırıkta otuz yedi demişti. (Aslında bundan önceki cümle yalan, sadece olayı daha kısa cümlelerle anlatabilmek için gerçeği biraz saptırdım. Saymaya elmadan birkaç ısırık aldıktan sonra karar verdi ve altı ısırık aldığını diş izlerinden anlayarak saymaya devam etti. Acaba elmayı yemek için mi ısırıyordu yoksa saymak için mi? Saymadan önce gerçekten de yemek için ısırıyordu ama bu sefer saymayı da düşündü ve işleri karıştırdı.) Otuz altı da bitirebilirdi ama son ısırığı yeteri kadar iyi değildi. Elma yeşildi, tadı da tam istediği gibi. Zaten kırmızı bir elmayı kaç ısırıkta yediğini hesaplayamazdı. Sevmiyordu çünkü. Sanki yeşil ve kırmızı elma iki farklı meyveydi onun için. ne kadar saçma sapandı kendisi bile ş...

MUTFAKTA

Kim uçmak istemez ki bulutların arasında özgürce süzüle süzüle, yemek yapma derdi olmadan. Salata yapmak kolaydır. Tezgâhın altındaki dolaptan bulabileceğiniz malzemeleri çıkarır, yıkar, istediğiniz ebatlarda keser, üstüne tuzunu, yağını döker, limonunu da sıktınız mı yemeye hazır hale gelir ama yemek yapmak zordur. Hele hele aklımızda piknik tüpü olarak yer edinmiş o minik tüplerin üzerinde yapmak daha zordur. Ama bazı şeyleri öğrenmenize yardım eder –tavanın sapı, tencerenin kulpu- . Bir gün yaparken pilavı, kızartmışken şehriyeyi, az önce eklemişken pirinci, bir şeyi unutmuşsunuzdur. Birazdan tavanın yere düşmesiyle zor tutarken kendinizi okkalı bir küfür sallamamak için aklınız başınıza gelir. Ama merak etmeyin büyük bir başarı gösterip tamamını dökmeyi başaramazsanız yarısı genelde tavanın içinde kalır. Artık büyük dersler çıkarmışsınızdır bu olaydan ve ikinci raunda hazırsınızdır. Bu sefer sap elinize yapışmış gibidir, hiç bırakmazsınız. Ama muhabbet ederken arkadaşınızla geç kal...

EĞLENCE ANLAYIŞI

Herkesin eğlence anlayışı farklıdır. Başkalarının yaptıklarından bazen zevk almak bir yana bunları saçma bile buluruz. Şu anda hepsi ellerini üst üste koyarak havaya bir zafer kazanmış edasıyla kaldırıyorlar, az öncede birbirlerinin üstünü temizliyorlardı elbiselerini dövercesine. Daha dün dökülmüştü o taşlar, yağmurlu havalarda bahçe çamur oluyor diye. Onlar izlerken çekyatın kenarına oturduğum yerden olan yine bizim çekyata oldu, kırılıverdi köşesi. İlk önce potansiyel kurbanlarının yaklaşmalarını bekliyorlar, daha sonra ellerine sığdırabildikleri maksimum sayıdaki taşları onlara atıyorlar ve gizleniyorlardı. Canı acımaktan daha çok şaşkınlıkla verdikleri tepkiyle etraflarına bakınıyorlardı kurbanlar. Bu böyle sürüp gitti, bunu sadece eğlence için yapıyorlardı, kimseye karşı duydukları herhangi bir his veya başka bir şey için değil. Çocuklara, teyzelere, kızlara herkese atıyorlardı taşlarını. Onları uyarabilirdim, yaptıklarının pekiyi bir şey olmadığını söyleyebilirdim ama boş verdim...

ZAMAN

ZAMAN I Sadece elli yıl önce ya da sonra doğmuş olsanız hayatınızın ne kadar farklı olacağını hiç düşündünüz mü? Ya da size bir imkan verilse bu iki seçenekten birinin gerçekleşmesini ister misiniz? Bu şans size daha önce tanınmış olsa birini ama şimdi yaşadıklarınızın sizin üzerinizde bıraktığı izler sonucunda diğerini mi seçersiniz? Bu yazının sonunda size bu şansı [şans diyorum çünkü size seçme tanınmış oluyor, önceye dönmek, sonraya gitmek ya da olduğun yerde –şimdide- kalmak, özgür irade ne kadar özgürse, peki o zaman diyebilirsiniz ki önceye ya da sonraya gitme hakkımı kullandım oradayken bu tercihimi bilecek miyim yani önceki yaşadıklarımın farkında olacak mıyım. Ya daha kötü bir kader beni beklerse bu şans değilde şansızlık olmaz mı?] vermek bir yana şu anda sizin zamanınızı sır kendi düşüncelerimi başkalarıyla paylaşma isteği yüzünden çalıyor olabilirim. Zamanı değiştirmek ister miydiniz peki? Şimdiki zamanda yapacağınız değişikliklerin geleceği etkilemesinden bahsetmiyorum, b...

BELİ HİKAYE

Berduş berber beresini takmıştı o gün, haziranın başı olmasına rağmen. Bereket versin o gün hava o kadar sıcak değildi, rüzgârlıydı hatta. Parkın yanından her geçişinde kuşların berrak sesini tekrar duyabilmek için evden çıkmadan önce cebine attığı yemlerin akşam dönüşü için ayırmadığı kısmını kahvaltı saatini bekleyen kuşlara doğru atardı. Besleyici yemlerini yerken bile başlardı kuşlar yeni bestelerine. Yürümeye devam ederken birden aklına beygirinin olması halinde caddelerde ne rahat gezebileceği geldi, ama izin verirler miydi dolaşmasına öylece diye de geçirdi kafasından. Bugün kanların olduğu yerde –caddenin ortası- hiçbir bıyıklı adam bıçaklanmamıştı oysa dün öylemiydi, ne karmaşa ne yaygara vardı öyle, adam kurtulmuş muydu acaba. Şimdi hatırladı o adamın piyango biletleri satan adam olduğunu, bir kere ondan bilet almıştı, her zamanki gibi bir şey çıkmamıştı. Cebini yokladı gözleriyle kuyumcunun açılıp açılmadığını kontrol ederken, bugün bilezikleri bozduracaktı düğünlerinde karı...