Ben Neden Yapmıyorum

Başlıktaki soru cümlesini kurdum ve hemen blogumu çektiğim fotoğraflarla zenginleştirmeye başladım. Çektiklerim henüz kıvamında değil ama. Fırsat kalmıyor fotoğrafa diğer işlerden, bu yüzden böyle.


Çarşı Kaç Para

Adadan Çıkmayan Adam gibi biz de uzun süredir Bosna’dan çıkmamıştık çarşıya. Vizelerden önce kafamızı dağıtmak için bindik minibüse, ver eline çarşı. Her yerde tadilat vardı, doğru düzgün fotoğraf çekemedim. Güneş de beni hep ters köşeye yatırdı. Ortaya bunlar çıktı. Lale et döneri tavsiye ederim.






















































Kısa Film

Daha önce bir kısa film organizasyonunu izlemediğimden güzel veya kötü olarak değerlendiremesem de, izlenimlerimi paylaşayım. Kahve ve makarna sponsorları izleyicilerin içecek ve yiyecek ihtiyaçlarını başarıyla karşıladılar (makarna yemedim ama daha önce aynı firmanın başka bir yerdeki tanıtımında tatmıştım, kaymaklı, fesleğenli, soslu, çok güzeldi). Tabi bunun karşılığında da her gösterim öncesi reklamlarını yayınlattılar ama bir telekomünikasyon firmasının reklamı gereksiz bir uzunluğa sahipti. Ayrıca aralarda giren skeçleri de sevmedim.

Fazla zaman ayıramadım, birinci ve ikinci günleri izleme fırsatı bulabildim sadece. Filmleri izlerken not almadığım için isimlerini hatırlamıyorum, bu yüzden izlediklerimden aklımda kalanları hakkında kısa kısa bir şeyler yazayım.

Cep telefonlu filmi pek beğenmedim. Salondaki insanların hepsi filmin sonunda güldü. Gülme eylemi genelde beklenmedik bir anda beklenmedik bir şeyin ortaya çıkmasıyla meydana gelir film izlerken. Ama bu filmin sonunda böyle bir olayın gerçekleşeceği ortadaydı. Siz ne bekliyordunuz?

Siyah beyaz, mektup konulu film çok güzel bir giriş yaptı (müzik, çekim açısı, masada tek başına oturuş, mektubun kız tarafından bırakılması,…). Ama sonradan sıkıcı ve anlamsız gelmeye başladı. Konuşmayan kız neciydi anlamadım.

Kuşdili hakkındaki film de, her sene haberlere çıkan bir konu olduğu için neredeyse ben bile kuşdilince cümle kurabilecek hazır bulunuşluğa eriştim. “Herkes kuşdili konuşabiliyor ama kimse kuşlarla konuşmuyor”

Hoş geldin Bebek ya da benzer bir ismi vardı. Keçinin kendini paralaması, yavrusu için.

Bir öğretmenin, öğrencilerle geçirdiği sıradan –zorlu- bir günün işlendiği film. Benim gibi öğretmen adaylarını etkileyebilir. Oradaki öğretmenin çektiği sıkıntıları çekebilir miyim sorusuna henüz cevap veremiyorum. Hiçbir şey yok. Karatahtada bilgisayar dersi vermek. Okullarımızın %99 unda bilgisayar var. Bir burada yok herhalde. Su yok, öğretmen anlatıyor, çocukları inandırabilmek için vurgu da yapıyor cümlelerine mutfaklarında da, tuvaletlerinde de suları akıyor. Burada ise su çok uzakta. Isınmak için kömür yakılıyor ve tezek. Öğretmenlik bir zor meslek.

Konuşmacılardan yalnızca Fırat Sayıcı ve Biray Dalkıran’ı dinleyebildim. Fotoğraflarını çekerken de anladım ki iki insanın aynı anda size bakma ihtimali milyonda sıfırdır.























Havaya Yazı Yazmak

Odada çekecek bir şey bulamayınca ne yapalım edelim derken, havaya yazı yazmaya karar verdik Ahmet’le. Önce ışık kaynağını ben salladım adımı yazmak için havaya, Ahmet çekti. İkimizin de ilk denemesi olduğu için dört harfi bile yazma işlemini tamamlayamadık daha ilk harften pes ettik. Bu sırada ışık kaynağının da enerji sorunları baş gösterdi. Bunun üstüne led aradık ama dört elektronikçinin kaldığı bu evde led bulamadık (iyi aramadık herhalde).

Daha sonra Ahmet, Akif’in hindistancevizinden yaptığı ışıldağı getirdi, onu sallayarak havaya Allah (Arapça) yazdı, tabi ben de çektim siz sevgili okurlarım da bu ana tanıklık edebilesiniz diye. Sonra Yavuz’u ışıkla boyamaya çalıştık ama sanırım bir yerlerde hata yaptık, işin toriğini okumak lazım, uygulamaya geçmeden önce.

Sonra akşam oldu ben eve döndüm, fotoğrafları bilgisayara attım, çoğunu sildim, dişlerimi fırçaladım, yattım.








Bizim Evin Halleri

Bu sene mezun olsam da olmasam da şu anda kaldığım evdeki son aylarım. Ben de iki yıldır kaldığımız evi ileride hatırlayabilmek için fotoğraflayayım dedim. Bir öğrenci evinin çok fazla fotoğrafik olmadığını öğrenci olsun olmasın herkes biliyordur. Ben de inadına her şeyi fazlasıyla doğal çekmeye çalıştım (temizlikten bir gün önceki öğrenci evinin katlanılmaz dağınıklığı ve kirliliği).

Dağınık mutfak tezgâhı (kirli bulaşıklar bonus), su damacanamız, az kalsın boş mutfak dolaplarımız, bir ayakkabılığımız bile olmadığı için girişteki dağınık ayakkabılar, terlikler, vidası olmayan elektrik prizi, duvarlardan sarkan örümcek adam ağları, tüpümüz, balkondaki fındıkkabukları ve kuşlara attığımız ekmek kırıntıları, topladığımız fişler, Kemal’ in dağınık odası, dizdiğim sırası bozulmayan kitapları, 37 ekran televizyonu, Metin’ in derli toplu odası, pijamaları, çantası, patikleri, benim eh işte odam, asla derli toplu olmayan çalışma masam, elbise dolabım, bilgisayarım, yatağım, az sonra tarafımca hunharca temizlenecek olan leş gibi bir banyo. İşte öyle bir şey.

İki yıl yurtta, iki yıl da bu evde kaldım. Güzel günlerim geçti burada. Öğrenciliğimin son demleri, hüzünlendim biraz.







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fedora 24'te GRUB 2 Önyükleyici Temasını Değiştirme

Müfettiş Gadget'taki Kötü Adamın Yüzü Açığa Çıkmış

Sony Kulaklığınızın Sol Teki Bozulduysa