Kayıtlar

Az Sinirlet Emi

Yine başladık en başından. Bıktım ama katlanmak zorundayım, sabrımın uç noktalarındaki bu yolculuğa şaşmamak elimde değil. Aslında hepsi küçük şeyler ama Üstün Dökmen'in söylediği gibi küçük şeyler önemlidir. Herkesin bir hayat görüşü, yaşam tarzı, olaylara gösterdiği tepki şekli vardır, epey de farklıdır. Bazen bu farklılıklara sahip insanlarla istemesek de aynı ortamda yaşamak zorunda kalırız. Ne acı olduğunu umarım tahmin edemiyorsunuzdur. Lanet olsun! Konudan bahsetmeyeceğim, senin dün ya da önceki gün başına gelen o durumun bir benzeri çünkü. Hatta aynısı. Yeter diye bağırmadım ama bu sefer gerçekten kendimi zor tuttum. Sonunda öyle bir bağıracağım ki herkesi sağır etmesem bile uzun süre bir hafta boyunca rock konserinde en büyük hoparlörün dibinde durmuşa çevireceğim. İnan yapacağım. Hayatı ciddiye almadığım halde bana bile bu kadar trajedi gibi geliyorsa ciddiye alanlar ne yapsın. 2014'te yapılan değişiklikler: Artık neyin kısaltması olarak kullandığımı hatırla...

BİR ARMATÖRÜN SAVUNMASI

Yazarken farkına vardığım ilginç şeylerden biri de şu oldu: Şair burada ne demek istemiş, bu şiirin teması nedir gibi sorulara verilecek hiç bir cevabın doğru olamayacağı Zannederiz ki şair bizim sevgilimizi övmüştür, bizim yalnızlığımızdan bahsetmiş, bizim acılarımızı görmüş ve yazmıştır, oysa bu yanlıştır ve Orhan Veli de itiraf etmiştir iş olsun diye şiirinde; -- Bütün güzel kadınlar zannettiler ki Aşk üstüne yazdığım her şiir Kendileri için yazılmıştır. Bense daima üzüntüsünü çektim Onları iş olsun diye yazdığımı Bilmenin. -- Şiirle ilgim neredeyse hiç yoktu. İlkokulda Türkçe kitabını aldığım zaman baştan sona bütün hikayeleri okumama rağmen şiirleri genelde okumaz atlardım. Sıkılırdım okumaktan, anlamazdım belki de. Örnekle açıklamak gerekirse (modüler eğitim takıntısı) Ece Ayhan adlı şairimizi isminden dolayı kadın bir şair sanırdım, değilmiş. Günlüğümden: bu ana kadar hiç günlük tutmayı başaramadım, kitaplığımdaki ajandaların genelde ilk sayfası yırtık olur. Ama eve çıktıktan so...

Kımızı Balıksız Hız

Hiç olmadı mı size, sıcacık odanızın içinde teninizde aniden bir üşüme anı belirmedi mi, sebepsiz, anlam veremediğiniz? Garip değil mi uzaklaşmak farkına varmadan gerçeklik kıyılarından, yelken açmak hayal denizlerine, yüzme bilmeden ve can yeleksiz, geminin batması durumunda boğulmayı göze alarak, saatlerce belki de günlerce dalgalar nereye götürürse, içinde geri dönememe umuduyla. Kimseye katlanamıyorum. Herkes gözüme o kadar aptal geliyor ki anlayamıyorum yaptıklarını, söylediklerini. Gittikçe az konuşuyorum onlarla. Onlar da beni anlamıyorlar, ben de onlara göre aptalım. Kimin umurunda, bir ömür değil mi nasıl olsa, gelip geçer. Sadece resimler var kafamda, geçmişe ait birkaç tane. Çoğu da her zaman orada kalacak, yazıya dökülmeyecek, kimse bilmeyecek, bilmemeli de. Kolunuzda saat var mı? Saat kaç? Benim şu anda kolumda saat yok ve eminim siz de şu anda zamanın hangi diliminde olduğunuzu merak ettiniz, kolunuza, duvara veya masanızın üzerine baktınız. Yapmadınız mı? İnadınız...

BİR BAŞKA GECE

Bilmemenin dayanılmaz hafifliğini hissediyorum bedenimde, bilmemek güzel şey, insan bildikçe dertleri de artıyor, bilmek acı veriyor. Kendi hakkımda daha çok şey bilseydim tiksinirdim kendim belki de –diğer insanlardan bahsetmiyorum bile-. Ya unutmanın güzelliği, çekiciliği, her şeyi unutmak istiyorum ve unutuyorum her şeyi, onu, seni, kendimi, işte bom boş bir sayfa yeni anılara tarla. Boş vermek hayatı, kafaya takmamak hiçbir şeyi, her şeye limon sıkmak –etli ekmeğe, çiğ köfteye-, kimseyi umursamamak. Pencereden giren serin hava teşekkür ederim sana dolduğun için odama. Yıllardır tombo diye bildiğim kuşun kalem ucu –kısaca uç- nun adı meğerse tombow muş öyle w nun içini boyarsan müstahaktır sana. Sigara sağlığa zararlıysa sakızda sağlığa zararlıdır. Yapılacak araştırmalar sakız çiğnemeyenlerin çiğneyenlere oranla daha uzun yaşadığını kanıtlayacaktır. Akşam eve gelirken benim odanın üstündeki odanın perdesi açıktı, içeriye baktım duvarda açık bir şemsiye asıktı acaba ne anlamı v...

EĞLENCE ANLAYIŞI

Herkesin eğlence anlayışı farklıdır. Başkalarının yaptıklarından bazen zevk almak bir yana bunları saçma bile buluruz. Şu anda hepsi ellerini üst üste koyarak havaya bir zafer kazanmış edasıyla kaldırıyorlar, az öncede birbirlerinin üstünü temizliyorlardı elbiselerini dövercesine. Daha dün dökülmüştü o taşlar, yağmurlu havalarda bahçe çamur oluyor diye. Onlar izlerken çekyatın kenarına oturduğum yerden olan yine bizim çekyata oldu, kırılıverdi köşesi. İlk önce potansiyel kurbanlarının yaklaşmalarını bekliyorlar, daha sonra ellerine sığdırabildikleri maksimum sayıdaki taşları onlara atıyorlar ve gizleniyorlardı. Canı acımaktan daha çok şaşkınlıkla verdikleri tepkiyle etraflarına bakınıyorlardı kurbanlar. Bu böyle sürüp gitti, bunu sadece eğlence için yapıyorlardı, kimseye karşı duydukları herhangi bir his veya başka bir şey için değil. Çocuklara, teyzelere, kızlara herkese atıyorlardı taşlarını. Onları uyarabilirdim, yaptıklarının pekiyi bir şey olmadığını söyleyebilirdim ama boş verdim...

AYNI ÇATI

Aynı çatı altında Aşkımız bir yalanmış Döndüm baktım maziye Ne kalmış yaşanacak Eller yorgun ben yorgun Boşa geçmiş seneler Sende bir hicran yarası Bende bitmez çileler Birçok şey silinip gittiler çoktan, bazılarını unutmamam gerekiyordu, çok önemliydiler ama sınırlı hafıza kapasitem nedeniyle her yenisiyle eskilerin yerini değiştirmek zorunda kaldım. İlkokul arkadaşları, ortaokul arkadaşları ve yavaş yavaşta lisedekiler hepsini unutuyorum. Ama bu şarkı çocukluğumun ilk dönemlerinde öğrendim sanırım o günden beridir de asla unutmadım. Ara sıra sebepsiz aklıma gelir ve söylerim. Sonradan gelen not: yanlış hatırlıyormuşum doğrusu buymuş aynı çatı altında aşkımız bir yalanmış dönüp baktım maziye paylaşacak ne kalmış yıllar yorgun ben yorgun boşa geçmiş seneler bende hicran yarası bende bitmez çileler gözlerinde kin nefret bana sevgin hiç yokmuş benim kalbim boş yere sana sevgiyle dolmuş yıllar yorgun ben yorgun boşa geçmiş seneler bende hicran yarası bende bitmez çileler Hicâz : Nim Sofya...

ZAMAN

ZAMAN I Sadece elli yıl önce ya da sonra doğmuş olsanız hayatınızın ne kadar farklı olacağını hiç düşündünüz mü? Ya da size bir imkan verilse bu iki seçenekten birinin gerçekleşmesini ister misiniz? Bu şans size daha önce tanınmış olsa birini ama şimdi yaşadıklarınızın sizin üzerinizde bıraktığı izler sonucunda diğerini mi seçersiniz? Bu yazının sonunda size bu şansı [şans diyorum çünkü size seçme tanınmış oluyor, önceye dönmek, sonraya gitmek ya da olduğun yerde –şimdide- kalmak, özgür irade ne kadar özgürse, peki o zaman diyebilirsiniz ki önceye ya da sonraya gitme hakkımı kullandım oradayken bu tercihimi bilecek miyim yani önceki yaşadıklarımın farkında olacak mıyım. Ya daha kötü bir kader beni beklerse bu şans değilde şansızlık olmaz mı?] vermek bir yana şu anda sizin zamanınızı sır kendi düşüncelerimi başkalarıyla paylaşma isteği yüzünden çalıyor olabilirim. Zamanı değiştirmek ister miydiniz peki? Şimdiki zamanda yapacağınız değişikliklerin geleceği etkilemesinden bahsetmiyorum, b...