Söz Ağızdan Çıktı Bir Kere

Söz ağızdan çıktı bir kere denir. Peki, söz kalemden çıkarsa da öylemi. Geri dönüşü yok mu? Bu yazıları birkaç sene sonra okuduğum zaman kendimi suçlayacağım, ne kadar basit şeyler hakkında fazlaca gevezelik yaptığımı düşüneceğim. İki seçeneğim olacak ya sileceğim, geçmişimi inkâr edeceğim ya da okuyup sevineceğim, nereden nereye geldiğimi görerek. Yazdığım her satırı seviyorum. Birini bile silmek istemiyorum. İlk hali nasılsa öyle bırakıyorum çoğunlukla. Yanlışsa yanlış, demek ki o an o yanlışı yapmak için gerçekten iyi nedenlerim varmış. Bu satırları planlamıyorum, sadece yazıyorum. Öylece çıkıyorlar parmaklarımdan. Sanki düşünmek için bile zaman harcamıyorum. Parmaklarım kendi başlarına hareket ediyorlar, kendi cümlelerini kuruyorlar, bana baş kaldırıyorlar. Şikâyetçi değilim benden güzel konuşuyorlar. Kontrol etmek istiyoruz her şeyi fark ettiniz mi? Savaşlar neden çıkıyor? Zenginlik için mi? Hayır sadece her şeyi kontrol edebilmek için. Tanrıyı kıskanıyoruz, kontrol ettiği için her şeyi ve biz edemediğimiz için kendimizi bile. Satır bası yapmanın zamanı geldi galiba. Şunu da söyleyeyim, eğer bir öğretmenseniz bir şeyler yazdırırken nerede hangi noktalama işareti konulacağını söylemeyin Türkçe öğretmeni değilseniz.

Bir filmin afişiyle kalitesi arasında bir orantı kurabilir miyiz? Ben kuruyorum bazen. Özellikle yerli filmlerde karşımıza çıkan bütün oyuncuları afişte göstermeliyim amacı kim tarafından güdülmektedir. Yönetmeni suçlarım bu konuda. Film seninse her şeyiyle sen ilgileneceksin, afiş tasarımında bile etkili olacaksın. Son söz senin olacak

Yazarken biter bazen sözler. Durmalı mıyım yoksa saçmalasam bile farklı bir hava mı olur düşüncesi, hem kim fark edecek aradaki farkı. Ha bir deli ha bir dahi. Baş harfleri tıpatıp.

İnsan sevildiğini hissettiği zaman o kadar mutlu ve iyi oluyor ki. Acaba herkesi sevsem daha iyi bir dünya kurabilir miyim? Ama olmaz illa nefrette olmalı hayatımda yoksa başkalaşmış hissederim kendimi. Kendim gibi olmak için bazen iyilik yapmaktan vazgeçerim. Çünkü eğer o iyiliği de yapacak olursam gerçekten de çok iyi bir insan olacağımı bilirim ve ben bu ağırlığı taşıyamam. Ortalama olmak çok güzel. Ne Tanrıya ne de şeytana yaranamazsınız. Zaten böyle bir amacınızda yoktur. Belki bu da bir hastalıktır. Nereden bileceğim. Sosyal fobi diye bir hastalığın olduğu yeteri kadar garip değilmiş gibi bu hastalığın pençesindeymişim ben de. Ne de sinsiymiş böyle benim gibi. Ben sinsi miyim? Ne ağır bir hakaret bu böyle. Sizi men ederim bana böyle hitap etmekten. Sen kiminle konuşuyorsun. Seninle tabiî ki. Daha yetmiş sayfa okuyup bıraktığın bir kitabı mı taklit ediyorsun. Hayır, ben önceden de kendi kendime konuşurdum sık aralıklarla. Külahıma anlat. Suç bende senin gibi kifayetsiz biriyle konuşuyorum. Bir şiir okumuşsun oradan da bir kelime yürütmüşsün, helal olsun. Sana bir şey soracağım. Ne sorabilirsin ki, ancak kavrayabileceğin kadarını. Sen kendinle konuştuğunda başka biriyle mi konuşuyorsun yoksa konuştuğun kişi ben mi oluyorum. Bunun doğru yanıtını nasıl verebilirim ya da sen bunun doğru cevap olduğunu nasıl bilebilirsin. Benim açımdan sorun yok, bir şeyler söyle. Aslında konuştuğun hiç kimse konuştuğunu sandığın kişi değil. Nasıl yani sen, sen değil misin. Kimsin sen? Bir saniye arada sanki roller değişiyor. Sanki sorduğun soruyu sen değil de ben mi soruyorum? Evet, aynen öyle. O zaman bu bir lanet olmalı dostum.

Yorumlar

  1. ismet özel bir şiirinde 'kötülük et kötü olduğun bilinsin ez bütün çiçekleri 'der. buhran günlüğünüz beni pençesine slmaya başladı

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

sen de yaz yaz yaz buraya yaz bütün sözlerini

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fedora 24'te GRUB 2 Önyükleyici Temasını Değiştirme

Müfettiş Gadget'taki Kötü Adamın Yüzü Açığa Çıkmış

Diğer Dillerde Hoşçakal